İSG’yi Sadece Belge Üzerinden Yürütmek Neden Kurumu Zayıflatır?

Türkiye’de İSG’nin bir 'sistem' yerine 'belge' olarak görülmesinin yarattığı yanılsamalar, hukuki riskler ve kurumsal hafıza kaybı üzerine bir analiz.

E
EGEROBOT Ekibi
17 Ağustos 2019
Yükleniyor...

İSG’yi Sadece Belge Üzerinden Yürütmek Neden Kurumu Zayıflatır?

İSG’yi Sadece Belge Üzerinden Yürütmek Neden Kurumu Zayıflatır?
İSG’yi Sadece Belge Üzerinden Yürütmek Neden Kurumu Zayıflatır?

Sistem ve Belge Ayrımı: Güvenlik Yanılsaması

Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarını konuşurken, sahada en sık karşılaşılan sorunların başında aynı çarpıklık gelir: İSG’nin “sistem” değil “belge” olarak anlaşılması. Bu yaklaşım, yalnızca küçük işletmelerin değil; belirli bir ölçeğin üzerindeki, kurumsallaştığını düşünen firmaların da içine düştüğü bir yanılgıdır. Risk değerlendirmesi yapılır, eğitimler imza karşılığı tamamlanır, tatbikatlar yapılır, kurul toplantısı tutanakları düzenlenir, dosyalar hazırlanır. Evraklar yerinde durduğu için bir güven hissi oluşur. Fakat sahaya inildiğinde risk aynı risk, davranış aynı davranıştır.
Bu durumun ortaya çıkardığı en tehlikeli şey şudur: Belgeler tamamlandıkça işletme kendini güvende sanmaya başlar. Oysa İSG’den güvenlik hissi, evrakın varlığıyla değil; sahada riskin azalmasıyla ölçülür. Kaza, belgeye bakmaz. Denetim günü düzgün görünen bir tablo, denetimden sonraki üç ay boyunca aynı üretim baskısı ve aynı alışkanlıklarla çalışıyorsa, sistem gerçekte işlemiyor demektir. Türkiye’deki pek çok iş kazası da tam bu “belgeler tamam ama sistem zayıf” alanında doğar.
Bu yazı, İSG’nin belge odaklı yürütülmesinin Türkiye pratiğinde neden yaygınlaştığını; bunun işletmeyi nasıl bir risk yapısına sürüklediğini ve gerçek bir İSG sisteminin hangi farklarla ayakta kaldığını analiz eder.

Denetim Kültürü ve "İdare Eder" Yaklaşımı

Belge odaklı İSG yaklaşımı, büyük ölçüde denetim kültürünün şekillendirdiği bir davranıştır. Denetimler çoğu zaman belirli süre içinde yapılır ve mevzuatın gerektirdiği dokümanlara odaklanır. Bu durum doğal olarak işletmeleri şu refleksle hareket etmeye iter: “Denetimde istenen evrakları eksiksiz sunalım.” Buraya kadar sorun yoktur, evrak zaten gereklidir. Sorun, evrakın amaç haline gelmesiyle başlar. Yani işletme, İSG’yi yönetmek için değil; denetimde sorun yaşamamak için yapmaya başladığında, sahaya etki eden kısım giderek zayıflar.
Türkiye’de “idare eder” kültürü İSG’ye de doğrudan yansımıştır. Birçok işletmede riskin varlığı bilinir, fakat üretim temposu ve maliyet baskısı nedeniyle riskler “şimdilik” ertelenir. Bu erteleme, çoğu zaman belgeler üzerinden maskelenir. Risk değerlendirmesi güncellenmiştir ama risk sahada aynıdır. Talimat asılmıştır ama uygulama yoktur. Eğitim verilmiştir ama iş yapma biçimi değişmemiştir. Bu kopukluk, belgeyi gerçeklikten ayırır.
İSG’de belge, aslında bir başlangıçtır. Risk değerlendirmesi bir liste değil; aksiyon mekanizmasının ilk adımıdır. Eğitim katılım formu bir hedef değil; davranış değişiminin sadece kayıt tarafıdır. Tatbikat raporu bir sonuç değil; refleks gelişiminin belgesidir. Eğer belgelerin sahada karşılığı yoksa, bu durumda kurumun en kritik ihtiyacı olan “kontrol” eksik demektir.

Aksiyon Yönetimi ve Hukuki Sorumluluklar

Bu eksiklik en net şekilde aksiyon yönetiminde görünür. Türkiye’de birçok işletmede uygunsuzluklar doğru tespit edilir. Uzman sahayı gezer, fotoğraf çeker, tespit yazar. OSGB raporları oluşur. Ancak asıl problem burada başlar: aksiyon kapanmaz. Kapanmadığı için aynı uygunsuzluk tekrar eder. Tekrar ettiği için normalleşir. Normalleştiği için kimse “bu hala devam ediyor” diye alarm vermez. Bu döngü, İSG’nin belgeden öteye geçemediği yerdir.
Çalışma hukuku açısından da bu yaklaşım işletmeyi zayıflatır. Çünkü bir iş kazası sonrasında süreç “belge var mı yok mu” noktasında kalmaz. Soru şuna döner: “Bu risk biliniyor muydu? Gerekli önlem alındı mı? Aksiyon takibi yapıldı mı? Tekrarlar izleniyor muydu?” Eğer risk yıllardır raporlarda geçiyorsa ama kapanmıyorsa, belge işletmeyi korumaz; tersine işletmenin riskten haberdar olduğunu ve buna rağmen kontrolü sağlayamadığını gösterir. Bu da hukuki açıdan özen yükümlülüğünü tartışmalı hale getirir.

Kurumsal Hafıza Kaybı ve Outsource Modeli

Belge odaklı yaklaşımın bir başka sonucu kurumsal hafızanın oluşmamasıdır. Belgeler arşivlenir fakat veri birikmez. Risklerin yıllar içindeki hareketi izlenmez. Hangi bölümde hangi uygunsuzluklar tekrar ediyor, hangi aksiyonlar hep gecikiyor, hangi riskler kronikleşiyor gibi sorular cevaplanamaz. Çünkü bilgi, dokümanın içinde kilitli kalır; yönetim mekanizmasına dönüşmez. Kurumsal hafıza oluşmayınca da işletme her yıl aynı riskleri yeniden keşfeder gibi davranır. Bu da İSG’yi ilerleten değil, yerinde saydıran bir tablo yaratır.

OSGB Sahipliği ve İşveren Sorumluluğu

Türkiye’de outsource edilen İSG modeli bu noktada daha fazla kırılganlık üretir. OSGB ile çalışan işletmelerin bir kısmı, doğal olarak sürecin uzman tarafından yönetildiğini düşünür. Fakat uzman işletmenin karar vericisi değildir. Üretim organizasyonunu değiştiremez, yatırım kararı veremez, bakımı zorla yaptıramaz. Uzman doğruyu söyler, raporlar, uyarır. Fakat sistemin işlemesi işverenin sahiplenmesiyle mümkündür. İşveren sahiplenmiyorsa, belge üretilir ama sahada sonuç çıkmaz. Bu durumda İSG, fiilen bir “dosya yönetimi” faaliyetine dönüşür.
Bu sebeple Türkiye’de sürdürülebilir İSG, belge kadar kontrol altyapısı gerektirir. Kontrol altyapısı; riskin tespit edilmesiyle kalmayan, aksiyonun kimde olduğunu gösteren, son tarih koyan, gecikmeyi görünür kılan, tekrar eden uygunsuzlukları trend olarak raporlayan bir sistemdir. Bu sistem olmadığı sürece belgeler tamamlanabilir, ancak güvenlik kültürü güçlenmez.

Sonuç ve EGEROBOT İSG-SİS® Perspektifi

İSG’yi yalnızca belge üzerinden yürütmek, kısa vadede denetim baskısını azaltıyor gibi görünebilir. Ancak sahadaki gerçeklik şunu gösterir: Belge, güvenliği garanti etmez. Güvenliği garanti eden şey kontrol ve sürekliliktir. Aksiyonların kapanması, tekrar eden risklerin azalması, sorumluluğun netleşmesi ve kurumun kendi hafızasını üretmesi… İSG’nin gerçek göstergeleri bunlardır.
EGEROBOT İSG-SİS® yaklaşımı da bu ihtiyaç üzerinden şekillenir. Amaç, belge üretmek değil; belgenin içindeki riskin sahada karşılığını yönetilebilir hale getirmektir. Risk tespitlerinin aksiyonlara bağlanması, aksiyonların takibi, gecikmelerin görünür olması, tekrarların izlenmesi ve kurumsal hafızanın işletmenin içinde kalması, sürdürülebilir İSG’nin temelidir. Bu yapı kurulduğunda denetim yalnızca bir günün fotoğrafı olmaktan çıkar; sistemin zaten çalıştığının doğal bir sonucu haline gelir.
Türkiye’de İSG’nin en büyük ihtiyacı, “dosya tamam” anlayışından “sistem çalışıyor” anlayışına geçmektir. Bu geçiş, bir yazılım satın almakla değil; doğru kontrol mimarisini kurmakla olur. EGEROBOT İSG-SİS® bu mimariyi kurmak isteyen işletmeler için sadece bir araç değil, aynı zamanda bir metodoloji ve dönüşüm yoludur.

İSG-SİS® İş Sağlığı ve Güvenliği Bilgi Sistemi

İSG süreçlerinizi belgelerin ötesine, gerçek bir kontrol ve takip sistemine taşıyın. İSG-SİS® yazılımımızla sahadaki riskleri gerçek zamanlı yönetin.

Hizmetimizi İncele

Bizimle İletişime Geçin

Şirketinizde gerçek bir İSG yönetim sistemi ve kontrol altyapısı kurmak için profesyonel ekibimizden demo talep edebilirsiniz.

Demo ve İletişim